Çocuk ve Ergenlik

"Çocuk, çok seversen bahtsız, çok söylersen arsız, aç bırakırsan hırsız olur."
Türk Atasözü

İnsan yavrusu, canlılar içinde en yoğun bakımla, en ince özenle, en uzun sürede olgunlaşan varlıktır. Çocuk çevresiyle sürekli etkileşen, durmadan değişen bir canlıdır. Yendiği her çocukluk hastalığı gibi, aştığı her ruhsal engel onun direncini artırır. Bundan dolayı, onda görülen her ruhsal belirti bir hastalık değil, yeni durumlara uyma çabasından gelen tepkidir. Her çocukta korkular, uyku bozuklukları, tedirginlikler, hırçınlıklar geçici olarak bulunabilir. Anne babanın tutumuna göre bu belirtiler ya kısa sürer ya da kalıcı olurlar.

İnsan yavrusunun güçsüzlüğü yanında bir de olumlu bir özelliği vardır. Kendi kendini onarma gücü ve uyum esnekliği. Çevre koşulları çok olumsuz, anne baba tutumları da sağlıksız değilse çocuk karşılaştığı sorunların üstesinden gelebilir.

Uyumlu ilişkiler içinde, güvenli bir aile ortamında sevgi ve anlayışla büyüyen çocuk olgunlaşır, kişilik kazanır, kendi kanatlarıyla uçmayı öğrenir. Sevildikçe güven duygusu pekişir, desteklendikçe özsaygısı artar. Anlayış gördükçe hoşgörülü olmayı, sorumluluk aldıkça bağımsız davranmayı öğrenir.

Anne babasını örnek alarak cinsel kimliğini kazanır. Aile içinde benimsediği davranışlar, toplum içinde onu yönlendirir. Sevile sevile sevmeyi, alıcı ve bencilken yavaş yavaş vermeyi ve paylaşmayı öğrenir. Anne babanı birbirine karşı sevgi ve bağlılığını gördükçe eş ve anne baba olma sanatına hazırlanır.Toplum kurallarını, iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarını benimsedikçe toplum içinde kendini yönetmeyi başarır.

Kısaca ruh sağlığını güvence altına alan en önemli etken sıcak bir aile ortamında yaşanan çocukluk yıllarıdır. Bu nedenle anne ve babasız büyümek ya da onlardan ayrı düşmek çocuğun ruh sağlını bozacak en ağır durumlardır.

Doğuştan olma kimi ruhsal bozukluklar dışında bir çocuğun ruh sağlığını da, sağlıksızlığını da belirleyen etkenler aile içinde aranmalıdır. Anne ve babanın kendi sorunları, tartışmaları, çocuklara derece derece yansır. Çekişmelerin, küslüklerin, karşılıklı suçlamaların, kavga ve dayağın sürekli olduğu evlerde çocuklar kalıcı bunalımlara düşerler. Babanın içkisi, kumarı ,eşini aldatması, işsiz kalması aile dengesini bozar, çocuklarda derin izler bırakabilir. Özellikle annenin aşalandığı, dövülüp sövüldüğü ailelerde büyüyen çocuklar eziklik, güvensizlik ve sevilmemişlik duygularıyla bunalırlar. Bu duygular davranışlarına yansır, arkadaş ilişkilerini bozar, okul başarılarını düşürür. Sürekli geçimsizlik ve sürtüşme içinde yaşayan anne ve baba kendi sorunlarını çocuklarına aktarmadan duramazlar.Ya çocuklara gereksiz yere hırçın davranarak ya da onları kendi yanlarına çekmek için ödün vererek çocukları bocalatırlar. Sürekli tutarsız davranışlarla karşı karşıya kalan çocuk şaşırır, korkular, kuruntular ile ilgiyi üstüne çekecek sorunlar yaratır. Dayak, korkutma ve sindirme yöntemleri ile uslandırılmaya çalışılan çocuk, ya korkup siner ya da baş kaldırır.

Çocuk davranışını erişkin davranışına göre değerlendiremeyiz. Çünkü çocuk, erişkin insanın küçük örneği değildir. Çocuk bencildir. Dürtü ve isteklerini dizginlemeyi ve ertelemeyi bilmez. İsteklerinin orada ve gecikmeden karşılanmasını ister. Olmadık yerde koşulları gözetmeden şeker, simit, oyuncak diye tutturur.

Çocuğun duyguları çabuk iniş çıkışlar gösterir. Ağlamadan gülmeye, sevinçten kızgınlığa geçmesi bir anda olur. Çocuk duygusal tepkilerini sözle değil, daha çok davranışlarıyla belirtir. Sözle yansıtamadığı duygularını yaramazlık, hırçınlık, huysuzluk ve tutturmalar yoluyla açığa vurur.

Çocukta saat ve gün kavramı da iyi gelişmemiştir. Çocuk her sabah uyandığında hafta sonunun gelip gelmediğini sorar. Çocukta bir düşünce özelliği de somut düşünmedir. Örneğin Tanrıyı gökyüzünde oturan aksakallı bir dede olarak düşünür. Soyut kavramları, deyimleri, atasözlerini, fıkraları anlamakta güçlük çeker. Her şeyi somutlaştırarak bir anlam vermeye çalışır. Küçük çocuklar başlangıçta canlı cansız ayrımı yapmazlar. Onlar için oyuncaklar da çevredeki nesneler de canlıdır.

Çocuklar duygu ve düşüncelerini açıklamakta güçlük çektikleri gibi, o duygu ve düşünceleri gerçekle bir tutarlar. Gece gördükleri bir düşü gerçekten olmuş gibi algılarlar.

Çocuklar korku ve kaygılarını abartma eğilimindedirler. Çocuk kokutmalara karşı çok duyarlıdır. Özellikle ana ve babadan ayrı kalmaya hiç katlanamaz. Uzun süreli ayrılıklar çocuğu tedirgin eder ve örseler. Ayrıca çocukta iç gözlem yeteneği de yoktur. Kendisine yabancı olan duyguları ayırt edemez. Bir erişkin kendisini tedirgin eden bir kuruntunun ya da bir korkunun etkisinde kalsa da saçma olduklarını bilir. Oysa çocuk yaşadığı korkuları gerçek olarak algılamakla kalmaz, başkalarının da bu korkularını çektiğini sanır.

Çocuk çabuk örselenirse de yaş ağaç gibi esnekliği vardır. Yeni durumlara uymakla ustalık gösterir. Örneğin yeni bir çevrede arkadaşlık kurmada hiç güçlük çekmez. Çabuk öğrenir. İyimserdir. Çok örseleyici değillerse kötü deneyleri çabuk unutur. Kendi kendini onarma yeteneği güçlüdür.Yaygın kanıya göre çocukluk yılları kaygıdan uzak , mutlu yıllardır. Gözlemler bu inanışın gerçeği yansıtmadığını kanıtlıyor. Gerçekte çocukluk, korkular, kaygılar, yoksunluklar ve bunalımlarla dolu olabilir. Çocukluğu mutlu bir dönem olarak anımsamak, erişkinlerin o çağla ilgili birçok acı yaşantıyı bilinç dışına gömmelerinden ileri gelir.

 
 

1 Yorumlar

  • Dilber 05 Haziran 2014 10

    kesinlikle doğru

    Ne yapacağımı bilemez halde ilk çocuğumu büyüttüm çünkü acemi bir anneydim, ikinci bir çocuk istemezken teknolojinin de katkılarıyla ilgili uzmanlardan ve bu tarz bloglardan faydalanarak kesinlikle yanlış yollar izledigimin farkına vardım, şimdi 7 aylık hamileyim ve artık usta bir anneyim.
     
 
 
 

Yorum yazın

Captcha
 

* ile işaretli alanlara giriş zorunludur.